Tarsus Sadık Eliyesil Forum

Eliyesil Forum
 
AnasayfaSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap
Giriş yap
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Beni hatırla: 
:: Şifremi unuttum
Saat



En iyi yollayıcılar
Berk Büyükdurak (306)
 
metalicutku (189)
 
Orhan TAŞPINAR(Co-Admin) (97)
 
emre8/B (43)
 
ZıpZı (39)
 
....BY....NONDA.... (23)
 
Eren Özgökmen(Admin) (21)
 
Serhan AkAtAş (16)
 
emreftkaracan (14)
 
BüŞrA 8-E (13)
 
Arama
 
 

Sonuç :
 
Rechercher çıkıntı araştırma
Kimler hatta?
Toplam 2 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 2 Misafir

Yok

Sitede bugüne kadar en çok 49 kişi Perş. Şub. 03, 2011 11:52 pm tarihinde online oldu.

Paylaş | 
 

 İslamiyetin Başlangıcı

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
....BY....NONDA....
Üye
Üye
avatar

Mesaj Sayısı : 23
Nerden : SeN NeRDeNSeN BeNDe ORDAYIM
Kayıt tarihi : 30/09/08

MesajKonu: İslamiyetin Başlangıcı   Ptsi Ekim 06, 2008 9:48 am

'Erken döneminde İslamiyet' adlı kitabın yayımcısı Heinz Ohlig “İslamiyetin başlangıcındaki karanlığa ışık tutun,” diyor. Kitabın yazarları, İslamiyetin gerçek oluşum aşamalarını ortaya koyabilecek 'çağdaş kaynaklardan' faydalanılmasını iddia ediyor. Daniel Birnstiel bu kitabı okudu.

| Bild: | 'Erken döneminde İslamiyet' Christoph Luxenberg'in 'Kuran'ın Süryanice Aramice okuma tarzı' ve yine Karl-Heinz Ohlig tarafından yayınlanmış olan derleme 'Karanlık başlangıçlar' ile beraber kısa sürede yayınlanan ve İslamiyetin oluşum dönemine ilişkin varolan görüşleri gözden geçirmeyi görev edinmiş üçüncü kitap.

Kitabın yazarları İslamiyetin, aslen Mezopotamya'dan gelen (özellikle Hatra'dan) ve İran'ın doğusuna sürülmüş Hıristiyanlar arasında gelişmiş bir mülhitlik olarak başladığı görüşünü savunuyorlar.

Bu görüşe göre, Sasaniler hükümdarlığının M.S. 622 yılında yıkılmasının ardından bu mülhitler iktidara gelmiş ve Hıristiyanlıktan olan bilgilerini Şam ve Kudüs'e taşıyıp burada 7. yüzyılda Abd el-Malik yönetimi altında İran'dan getirilmiş metinleri Süryaniceden, Süryanice Aramice Arapçadan oluşan bir karma dile aktarmışlar.

Bu en eski Kuran 8. ya da 9. yüzyıl boyunca sürekli genişletilmiş. Bu sırada da 'Muhammad' bir isim değil, aslında 'İsa Mesih'in bir sıfatı' imiş. Ancak 8./9. yüzyılda bağımsız, kendine has bir dine dönüşmüş; bu sırada da adı geçen sıfat tefsir suretiyle Arap peygamberin adına dönüştürülmüş.

Kitabın yazarları, erken dönem İslam tarihinin, 9. yüzyıl geleneksel İslami edebiyatında yer aldığı şeklinin bir yeniden yorumlama olduğunu, ilk dönem halifelerinin ise, varlıkları yazılı belgelerle kanıtlanamadığından çoğunun sonradan başkaları tarafından uydurulduğunu ileri sürüyor.

İslam'ın doğuşu Filistin'de miydi?

Adı geçen 'tarihsel eleştirel yeniden yapılandırma', birçok açıdan Kuran'ı daha geç bir tarihe, 9. yüzyılın başlarına yerleştiren John Wansbrough'un tezinin yeni baskısını çağrıştırmakla kalmayıp, İslamiyetin Arap yarımadasında değil daha ziyade Filistin'de oluştuğunu iddia eden Patricia Crone ve Michael Cook'un tezlerini de anımsatıyor.

Şarkiyat bilimlerindeki temel konsensüs bundan daha farklı bir sonuca varıyor: İslamiyetin doğuşu ve ilk dönemi ile ilgili geleneksel anlatım, tarihsel açıdan genel olarak doğru kabul ediliyor ve Peygamber Muhammed'in tarih içindeki varlığından yola çıkılıyor. Bu anlatıma göre Muhammed M.S. 570 yılında Arap yarımadasında bulunan Mekke kentinde doğmuş ve vahiy inmesiyle de M.S. 610 yılında peygamber olmuş.

Kavmi olan Kureyşler tarafından reddedilip takibata uğradıktan sonra nihayet M.S. 622 yılında Medine'ye hicret etti ve burada ilk İslam devletini kurmuş.

Buradan yola çıkarak on yıl içinde sadece Mekke'yi değil, yarımadanın neredeyse tamamını fethetmesi Şarkiyat bilimlerinde tartışılmasızca kabul edilen bir nokta. Aynı zaman, 'Verimli Hilal' olarak tabir edilen Kuzey Afrika ve İran'ı feth eden ilk halifelerin varlığı da Şarkiyat bilimlerinde tartışmasız kabul edilir. Nitekim Muhammed'e inen vahiylerden meydana gelen Kuran'ın son tashihlerinin de üçüncü halife Osman tarafından yapıldığı konusunda da bir tartışmaya yer yoktur.

Aşağıda 'Erken döneminde İslamiyet' adlı kitapta yer alan kimi ana tezler yer almakta.

Araplar aslında Aramiler mi?

Gerek Volker Popp gerekse Karl-Heinz Ohlig, Arabistan'ın bir zamanlar Mezopotamya'da olduğu ve 'Arap' ve 'Arapça' gibi terimlerin aslında Aramilere atfedildiği tezini ortaya atıyor. Buna göre ancak bundan sonra bu kavramlar Arap yarımadasından gelen kavimler tarafından üstlenilmiş ve günümüz Araplarına ve günümüz Arabistan'ına geri atfedilmiş.

Ne var ki bu tez bazı önemli bilgileri göz ardı ediyor. Bu bilgilere göre bugünkü anlayışa göre Arapça olan adlar ve tanrıların olması, M.S. 2. yüzyılda Hatra'da Arapça konuşan bir halkın yaşadığını kesin olarak kanıtlamak. Ayrıca M.Ö. 9. yüzyıldan itibaren Suriye çöllerinde göçmen olarak yaşayan ve Asurlular tarafından Aribi, Arabaya v.b. olarak adlandırılan günümüzdeki anlamıyla Arap kavimlerinin varlığını da belgeliyor.

Bu kavram İran'da yaşayan, büyük olasılıkla Sami olmayan göçmenler için de kullanıldı, dolayısıyla bu göçmen kavramının etnik ya da dil menşeinden tamamiyle bağımsız olarak kullanıldığı düşünülebilir.

Ancak Güney Arapçada bulunan tam da bu Sami kökü daha M.Ö. 2. yüzyılda, Arap yarımadasında yaşayan göçmen kavimleri tarif etmek için kullanılırdı; dolayısıyla 'Arap' kavramı günümüzdeki anlamıyla ancak M.S. 7. ya da 8. yüzyılda Araplara atfedilmiş olamaz.

Gramer sorunları

Popp'un, Marw'de [günümüzde Türkmenistan sınırları içinde] bir Hıristiyan, Kiliastik hareketin bulunduğuna ilişkin tezinin ana argümanlarından biri de son derece titrek temeller üzerinde duruyor: Bir Pehlevi destanı olan 'APD'LMLIK-i-MRWânân'de (Popp'un aktarımıyla) madeni paralara basılmış olan ve bugüne dek Abd al-Malik Bin Marwân (Marwân oğlu Abd al-Malik) olarak okunarak aynı adlı halifeyi tarif ettiğine inanılan yazı, Popp tarafından 'Marw insanlarından Abd al-Malik' olarak okunuyor.

Popp'a göre bu veriler, Marw'nin Mezopotamya'dan sürülmüş, eski inançlı Hıristiyanların bir merkezi olduğunun kanıtı.

Ancak 'i-MRWânân' kalıbını 'Marw insanlarından Abd al-Malik' okumak mümkün değildir, çünkü bir Orta-Farsça soneki olan 'ân'ın menşei belirtme işlevi yoktur. Buna karşın 'Marwân oğlu' ifadesiyse sadece mümkün olmakla kalmıyor, aynı zamanda bu ifadeyi Pehlevi dilinde vermenin yegâne yolu da budur.

Bunun ötesinde, bir insanın memleketini tam da yaşadığı yerde belirtmeye niçin gerek duyacağı sorusu geliyor akla. Hele ki Marw'nin daha 4. yüzyılda Doğunun Apostolik kilisesinin -genellikle yanlışca Nestoryenler olarak tarif edilir- bir piskoposunun yaşadığı bir yer olduğu düşünülürse, burada bulunan bir Hıristiyan 'mülhitliğinin' nasıl olup da fark edilmediği şaşırtıcı.

Aynı şekilde Popp'un 'amîr al-mûminîn' unvanının 'müminlerin komutanı' değil de, kendini bir tür bey olarak gören 'tüm güvenlik görevlilerinin komutanı' anlamına geldiği inancına nasıl kapıldığı da insanın aklına takılan bir soru işareti.

| Bild: | Arap Sassani madeni paraların üzerinde yer alan söz konusu Orta- Farsça kavram 'AMÎR-i-Wurroyishnikân' (Popp'un aktarımıyla), buradaki 'wurroyishnikân' ancak mümin anlamına gelebilir ve 'wurroyishn', yani 'inanç' köküne dayanır.

Zerdüştlüğün dini metinlerinde ortaya çıkan bir kavram bu. Ancak Popp, özellikle 'İranlı dini örgülerinin Kuran'daki tasvirlere etkisi' adlı eserinde bu kavrama ait tasvirlerin Kuran'da ve İslamiyette sıklıkla bulunduğuna inanıyor.

Kuran için Süryanice müsvedde

'Kuran'ın Süryanice Aramice okuma tarzı' adlı kitabın yazarı Christoph Luxenberg, Ohli'in yayımladığı söz konusu derlemede yazdığı yazısında, eski Kuran elyazmalarının önce Süryanice bir müsveddesinin yazıldığını kanıtlamaya çalışıyor.

Ancak ileri sürülen açıklamalar inandırıcılıktan uzak. Örneğin šay' yani 'şey' sözcüğünü, retroflex yazılmış y harfini Süryanicedeki n gibi görmesi nedeniyle ša'n yani 'mesele, konu' gibi okumasının gerçekten de anlamlı olup olmadığı tartışmaya açık bir konu.

'Mesele' sözcüğünün anlambilimsel olarak 'şey'den daha kapsamlı olduğu görüşünü anlamak mümkün değil, zira 'Tanrı her durum üzerinde hükmeder' cümlesinin kapsamı, 'Tanrı her şey üzerinde hükmeder' cümlesindekinden daha 'dardır'. Öyle ya, šay' sözcüğü birçok Arap diyalektinde belgisiz zamir ya da soru zamiri olarak bir 'şey' haline dönüşmüştür.

Aramicenin kaynak olarak kullanılması

Örneğin güçlendirme eki la-'nın olumsuzlama eki lā gibi Aramiceden alındığı görüşü gibi cesur iddialar Sami dil gruplarının tümünde aksine ilişkin kanıtlar olmasına karşın, Luxenberg'in Samiler ve diller hakkındaki yetkinliklerinden kuşkulanmamıza neden.

Nitekim tespitlerinin yapılan bir yeni okuma tarzının bir sonucu olmadığı, aksine metnin istenilen sonucu verecek şekilde yorumlandığına bu yazı içinde birden çok yerde rastlanıyor.

Özellikle dikkat çeken başka bir konu da, her türlü Aramice yazı geleneğine başvurmasıdır. Sanki çeşitli Arami diyalektleri istenildiği gibi yer değiştirebilirmiş gibi. Bu sebeple Süryanice yazılmış en eski Kuran kesinlikle bir kanıt sayılamaz.

Şifahî olarak nakledilmiş metinler

Dil etkenlerinin bilinçli olarak, önceden belirlenmiş bir görüşü destekleyecek biçimde kullanımına ilişkin benzer bir duyguya Markus Groß'un yazısını okurken de kapılmak mümkün.

Groß sözel olarak aktarılan metinlerin genel olarak tek bir asıl metne dayandırılamayacağını ileri sürüyor; ancak Kuran'da farklı metinlerin, tek ve geçerli bir metin iskeletinin (rasm) alternatif (yorum) okumalarına dayandığını iddia ediyor.

Aynı kalıba sahib olan kelimelerin alternatif okuma, ünlü ya da ünsüz harflerin kullanma türlerinin sayısı çoktur. Ancak başka bir rasm gerektiren birçok farklı metin de vardır ve bunlar bu kitapta dile getirilmiyor. Bunun ötesinde aynı rasm'a sahip okumaların, bir kanonun oluşmasının ardından bir tefsir aracı olarak ne ölçüde ikincil düzeyde meydana geldiği de bilinmemektedir.

Groß bunun da dışında Kuran'ın metninin nesnel bir bakış açısıyla gerçek bir estetik lezzet vermekten uzak olduğunu ileri sürüyor; ancak bu sırada kompozisyon stratejisinin yanı sıra Kuran'daki çeşitli üslup araçlarının işlevini ortaya koyan yeni edebiyatbilimsel çalışmalar (örneğin Neal Robinson'un 'Discovering the Qur'an' adlı kitabı) göz ardı edilmiş.

Groß'un, erken dönem Kuran imlasının, kesin olmadığı için bir tür gizli yazı oluşturduğu tezi tuhaf kaçıyor. Özellikle İslamiyet öncesi yazıların, içeriğinin son derece basit olmasına karşın kesin konuşmak konusunda yine eksik kaldığı göz önünde bulundurulduğunda.

'Muhammad' kelimesinin anlamı

Bu kitapta defaten dile getirilen ana tezin nihayetinde hiçbir temele dayanmadığı ortaya çıkıyor. Bu ana teze göre muhammad kelimesinin bir isim değil, Hıristiyan ilahiyatına dair bir sıfat olduğu savunulmakta.


Dolayısıyla Popp burada Ugaritçeden [Sami dil grubunda yer alan kuzeybatı Sami dillerinin günümüzde kullanılmayan bir kolu] alınmış ve 'seçilmiş' anlamında kullanılan bir sözcük olarak görüyor. Sözcüğün bu anlamı için kanıt olarak Ugaritçedeki m.h.m.d'yi 'en iyi, tercih edilen' diye çeviriyor. Ancak bu da 'seçilmiş' olmakla pek alakalı değil!

Ohlig ise buna bir alternatif olarak Süryanicede kullanılan mahmed 'övülmüş' sözcüğünü alıyor ve bunun Arapçada mehmad olarak okunduğunu ileri sürüyor. Gerçekteyse hmd kökü Süryanicede kullanılmaz. Yani Ohling'in bu sözcüğünün Süryanice hiç olmadığı anlaşılıyor.

Öte yandan Groß bu kökün Kuzeybatı Sami dilindeki anlamı olan 'arzulamak' sözcüğünden söz etse de, o da bu kökün Süryanicede varolduğu hatasına düşüyor, bir de dilbilgisi açısından yanlış bir sıfatfiilini de çekiyor. İbranicedeki mahmād, yani 'arzu nesnesi' sözcüğünün Ugaritçeden alındığı savıysa tamamen asılsızdır.

'Muhammad' eşittir 'İsa'?

Bir tek Güney Sami dilinde, yani Arapça ve Güney Arapçada hmd kökünün 'övmek, methetmek' anlamı vardır. Burada da özel isimlerin oluşturulmasında kullanılır; nitekim Safaî ve Saba dillerinde İslam öncesi dönemde kaleme alınmış yazıtlarda bir m.h.m.d adına rastlamak mümkün.

Muhammad adı, Arap Sasani madeni paralarının üzerinde kesinlikle bir özel isim olarak karşımıza çıkar; bu madeni paralar M.S. 686 ve 701 yıllarına aittir, yani Luxenberg'in başka bir kitab içnde yeni okumak suretiyle Hıristiyan sıfatına rastladığını iddia ettiği Kaya Kubbesindeki yazıtlarla aynı tarih.

Ancak ne burada ne de başka bir yerde İsa, ismen muhammad sözcüğüyle tarif ediliyor, hatta iki sözcük aynı cümlede bile anılmıyor. Luxenberg'in okuma tarzı böylece kanıt olarak sayılamaz.

| Bild: | Öte yandan Müslümanların kelime-i şahadeti Yunanca kaleme alınmış iki dilli bir papirüste de bulunmakta. Burada mamet sözcüğü, apostolos theou, yani 'Tanrının elçisi' olarak geçer. Bunu da özel isimden başka bir şey olarak kabul etmek zor.

Tüm bunlar göz önünde bulundurulduğunda bu kitabın, İslamiyetin karanlık başlangıcına ışık tutma hedefine ulaşamadığı görülür.

İslami gelenek içerisinde şimdiye kadar yapılan kaynak (yorum) okumalarına yönelik olarak özellikle çağdaş Hıristiyan yazarlar tarafından getirilen haklı eleştiri, yazarların kaynakları en az öncekiler kadar taraflı bir tavırla incelemeleri ve kendi kuramları doğrultusunda (yorumlayarak) okumaları karşısında inandırıcılığını yitiriyor.

Böylece 'seçilmiş' ya da 'övülmüş' muhammad-İsa, şimdilik revizyonist arzuların yanılgıya dayanarak seçtiği bir hedef olarak kalmakta.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
İslamiyetin Başlangıcı
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» FELSEFENİN BAŞLANGIÇ İLKELERİ (GEORGES POLİTZER)

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Tarsus Sadık Eliyesil Forum :: 5.SINIF DERSLER :: Sosyal Bilgilsi-
Buraya geçin: