Tarsus Sadık Eliyesil Forum

Eliyesil Forum
 
AnasayfaSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap
Giriş yap
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Beni hatırla: 
:: Şifremi unuttum
Saat



En iyi yollayıcılar
Berk Büyükdurak (306)
 
metalicutku (189)
 
Orhan TAŞPINAR(Co-Admin) (97)
 
emre8/B (43)
 
ZıpZı (39)
 
....BY....NONDA.... (23)
 
Eren Özgökmen(Admin) (21)
 
Serhan AkAtAş (16)
 
emreftkaracan (14)
 
BüŞrA 8-E (13)
 
Arama
 
 

Sonuç :
 
Rechercher çıkıntı araştırma
Kimler hatta?
Toplam 0 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 0 Misafir :: 1 Arama motorları

Yok

Sitede bugüne kadar en çok 49 kişi Perş. Şub. 03, 2011 11:52 pm tarihinde online oldu.

Paylaş | 
 

 SEVAMI DINLER VE PEYGAMBERLERI

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
....BY....NONDA....
Üye
Üye
avatar

Mesaj Sayısı : 23
Nerden : SeN NeRDeNSeN BeNDe ORDAYIM
Kayıt tarihi : 30/09/08

MesajKonu: SEVAMI DINLER VE PEYGAMBERLERI   Salı Ekim 07, 2008 9:27 am


SEMAVİ DİNLER VE PEYGAMBERLERİ

" Dinler, birey ve toplumları bir dağın tepesine götüren farklı yollardır.”
Frithiof Schuon
" Sende, tanımadığın ve bilmediğin yüce bir dost mevcuttur. Zira Tanrı her insanın içindedir, ama pek azı onu bulmayı başarır"
Bagavadgita

TANRI VE DİN KAVRAMI
Din olgusunun, insanoğlunun varoluşuyla yaşıt olduğunu, bireyin dinsel varlığı ve din hayatıyla olan ilişkilerinin de , insanın varoldukça devam edeceği hususu, en azından çağımız açısından yadsınmaz bir gerçektir.
Din, insanlık tarihinde ilk oluşan sistemdir. Ancak, içerik ve niteliği gereği dinin yanıtlayamadığı, dünyayı ve evreni tanıma, varlık alemine ilişkin bilgi edinme gereksinimi nedeniyle daha sonra felsefe müessesesi doğmuştur. Sırayla; Tanrısal İlham ve ilahi vahiyden din, filozofların düşünce ve sentezinden felsefe, ilim adamlarının deney ve gözlemlerinden de ilimler ortaya çıkmış, bu üç temel sistemin insanlığa verdiği dinsel bilgi, felsefesel bilgi ve bilimsel bigi, değişim ve gelişimi sağlayan ve de besleyen kaynaklar olmuştur.
Her bir insanın din ile olan ilişkisi, dinin öncelikle bireysel boyutunu ve yönünü belirtmektedir. Din, daima önce kişiseldir ve bu durum evrensel dinlerde de apaçık görülmektedir.
Hemen hemen bütün dinler, doğaüstü güç veya güçlere referansta bulunarak dünyaya farklı bir bakış tarzı, katılımcılarına da özel bir yaşam tarzı sunma gayreti içinde olmuşlardır. Ve her bir din, "Mutlak Hakikat"i en kesin biçimde doğrudan kendisinin ifade ettiğini, dolayısıyla son kurtuluşun ancak kendi hayat formuna katılmakla ve sadece kendi inanç unsurlarını onaylamakla olası olabileceğini ifade ederler. Bu da bizi ciddi bir sorunla karşı karşıya getirir. Hangi dinin Mutlak Hakikate ilişkin iddiası doğrudur ? Şayet bir dinin Mutlaklık iddiası doğru ise, onun doğruluğunun ve diğerlerinin yanlışlığının kriterleri nedir ? Bütün dinlerin iddiaları doğru olarak kabul edildiği takdirde, biribiriyle çelişen iddiaların uzlaştırılması konusunda nasıl bir çözüm yolu önerilmelidir ?
Din, inanca dayanan tasarımlar ve işlemler sistemi olarak tanımlanabilir. İlk tasarımlar, insanın doğa karşısında duyduğu güçsüzlük duygusundan doğmuş olup, dinler bu temel nedeni her zaman taşımışlar ve zaman içinde daha da derinleşmesini gerçekleştirmişlerdir.
Arkeolojik araştırmalar, dinsel tasarımların ancak 50.000 yıldan beri var olduklarını belirtmektedir. Demek ki, insanoğlu 20 milyon yıl, din düşüncesinden uzak yaşamıştır.
İnsanla doğa arasındaki ilişki, genelde birer efendi-köle ilişkisi olarak kalmıştır. Çok korkulan ölüm olayını anlayıp açıklayamamak da bu ilişkinin efendi yararına kökleşmesini sağlamıştır. Efendi öylesine güçlüdür ki, ölümden sonra da yardım ve koruyuculuğunu sürdürecektir. Önce totemcilik adı verilen ve hayvanlarda ve bitkilerde koruyucu güçler görme olayı çok Tanrı’cılığı gerçekleştirmiş, zamanla gök saltanatında da yer saltanatında olduğu gibi bir efendinin aranma eğilimi çok Tanrı’cılığı tek Tanrı’cılığa dönüştürmüştür.
Dinlerin amaç ve içerikleri incelendiğinde, Semavi Din’ler başta olmak üzere, genelde bütün dinler üç temel amaç etrafında odaklanmıştır:
1. İnsanı Tanrı bilincine ulaştırmak,
2. Ona kendini yaratan ve yaşatan Tanrı’ya karşı şükran borcunu algılatmak,
3. Onu dünya hayatında doğruya, iyiye ve güzele yönlendirmektir.
İnsanın Tanrı’yı kendi içinde bulabilmesi için en azından onun varlığını kabul etmesi gerekir. Tanrı’nın var olup olmadığı, varsa nerede olduğu sorusu, yanıtı oldukça güç bir soru olup, Doğu ve Batı bilinç sistemleri arasındaki temel bir farkı ortaya çıkarır. Doğu’nun Tanrı araştırması insanın içine yönelir; Batı’nınki ise dışına. Doğu’lu bilge Tanrı’nın insanın içinde ve varlığının ayrılmaz bir parçası olduğuna inanır. Batı Dininin anlayışına göre, Tanrı insandan ayrı ve ondan üstündür ve O’nun varlığını inanç yoluyla kabul edilmelidir.
”Tanrı ile Sohbet” eserinde Neale Donald Walsch, Tanrı’yı algılamasını bakın nasıl ifade etmektedir:
Her biriniz beni (Tanrı’yı) kendinize göre anladınız ve yarattınız. Bazıları için erkeğim. Bazılarınıza göre kadınım. Bazılarınıza göre her ikisiyim. Bazılarına göre hiçbiri değilim. Bazılarına göre saf enerjiyim. Bazılarına göre en yüce duygu olan SEVGİYİM. Bazılarınızın ise ne olduğum hakkında hiçbir fikri yok.
Sadece BEN olduğumu bil. Saçınızı okşayan rüzgarım. Bedeninizi ısıtan güneşim. Yüzünüzde dans eden yağmurum. Çiçeklerin havadaki kokusuyum. Çiçeklerin kokusunu taşıyan havayım. İlk düşüncenizin başlangıcıyım. Son düşüncenizin sonuyum. İlham anlarında size gelen fikirim. En sevecenlikle yaptığınız şeyin duygusuyum. Bu duyguyu tekrar tekrar hissetmek isteyen parçanızım”.
Yaradılışın her yanında, tüm evrenlerde, görünmeyen ama her şeyi bir arada tutan bir yapı vardır. Betonarmenin içinde, çıplak gözle görülmeyen ama betonu bir arada tutan kuvvetlendirici demir çubuklar mevcuttur. Bu, Tanrı kavramını çağrıştırmaya güzel bir örnektir. O, evrenin, gözle görülmeyen ama her şeyi bir arada tutan demir çubuklarıdır. Bu güç bir an bile ortadan kalksaydı, o zaman tam, mutlak ve nihai bir yıkım olurdu.
Büyük Dinler, Doğu ve Batı Dinleri diye ikiye ayrılırlar.
Hinduizm ve Brahmanizm, Doğu Dinleridir. (Panteist inanca dayalıdır)
Yahudilik, Hristiyanlık ve İslamiyet ise, Batı Dinleri’dir. (Teistik karekterdedir).
Yahudilik, Hristiyanlık ve İslamiyet’i içine alan kitaplı dinlere Semavi veya Göksel Dinler denilmektedir. Bunun nedenini araştıran bilim çevrelerine göre, Semavi Din’lere mensup olanların dua ederken ellerini göğe açarak Göksel Varlığa yakarmalarına bağlamaktadırlar.
Semavi Din’lerin ortak ve ayrı yanları vardır. Her din olgusunda içeriği ve farklılıkları ne olursa olsun şu üç öğe bulunmaktadır:
1. Her dinde bir inanç sistemi vardır.
2. Her dinin kendine özgü bir ibadeti ve töreni vardır, törensiz din olmaz.
3. Her dinin bir kutsal yeri, tapınağı bulunur.
İster ilkel olsun, ister Semavi, ister çok tanrılı olsun, ister tek tanrılı ya da tanrısız hepsinde yukarıdaki bu üç ögeyi görürüz.
Bütün dinlerdeki otoriter kudret, insanları Ahiret fikriyle tehdit eder. Bu nedenle tüm dinlerin temeli, tehdit aracı olarak kullanılan objeye dayalıdır. Ahireti ortadan kaldırdığımız zaman ise, geriye bir tek dünya kalır. O durumda da zaten normal bir sosyoloğun, ahlakçının sosyal ve ahlaki düşünceleri yeterli olacaktır. Örneğin;”birbirinizle iyi geçinin, birbirinizi sevin, kavga etmeyin, doğru tartın vb.” gibi öneriler. Bunları yapmazsak da herhangi bir şey olmayacaktır, çünkü yaptırımı yoktur.
Ama, örneğin Hristiyanlık “sevmezsen, Babamın Melekutuna giremezsin” diyebiliyor. İslamiyet “cennet, cehennem” vaat ediyor. Ötealem fikrini ortadan kaldırdığımız anda, bütün dinler sosyal bir düşünce akımı haline dönüşebilmektedir. O durumda da herkes kendisine göre ahlaki bir sistem getirebilecek ve başkalarının sistemleri kendisini ilgilendirmeyecektir. Altını çizmek gerekirse,ötealemi ortadan kaldırdığımız zaman, hiç bir dinin yaptırım gücü kalmaz.
Her dinin kendi ahlak sistemi vardır. Dinsel temele dayanan bir ahlakın imkansızlığını en açık olarak yine dinler gösterir. Bir dinde sevap olan, diğer dinde günahtır. Herkes kendi dinini hak dini olarak bilir. Her din kendi ümmetinde geçerli olan kapalı bir ahlak sistemı kurar. Örneğin, bir Hıristiyan ne kadar iyi olursa olsun, Müslüman olmadıkça cehenneme gidecektir. Oysa bir insanın Müslüman veya Hıristiyan olması kendi elinde değildir. Hangimiz, anamız babamız Müslüman olmasaydı, Müslüman olurduk ? Hangi dinde doğmuşsak, o din bizim için kutsaldır. Ahlak kanunları bütün insanları içine alır. Buna karşılık dine dayanan ahlak, kendi inanç çevresine girmemiş olanları reddeder. Bu da insanlar arasındaki kin ve nefreti kamçılar. Öte yandan bazı dinler, ahlakın iki temel dayanağı olan “Tanrı” ve “Ruhun ölmezliği” fikrinden tamamen yoksundurlar. Örneğin, “Buda” dininde Tanrı yoktur. Ve bundan dolayı Budizme “Tanrısız Din” denebilir.



KONU SABIT PLS.... HEROOOOOOO Smile
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
SEVAMI DINLER VE PEYGAMBERLERI
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Tarsus Sadık Eliyesil Forum :: 8.SINIF DERSLER :: Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi-
Buraya geçin: